Kitap-lık'ta bir süredir yazdığım denemeler dizisinin dokuzuncusuna ulaştık. Bu dizi belli kavramlar dizisi üzerinden umarım ki tamamlanacaktır. İyi okumalar...
Gürsel Korat
PARAGRAFLAR 9
1
İnsanlığın bilinen büyük hikayeleri yolculuk üzerine kurulmuştur. İlyada hikayesi, Akhalıların İlyon'a yaptığı yolculuğu anlatır; Odysea hikayesi ise Odyseus'un uzun süren bir yolculuktan sonra İthaka'ya dönüşünü. Gılgamış Destanı, Enkidu ile yapılan yolculuğu; Kerem ile Aslı, kızını evlendirmekten koruyan bir keşişin yol boyu izlenişini ve Deli Dumrul da yola gidenlerin zorunlu olarak geçirildiği köprüyü konu edinir. Dinlerin büyük anlatılarında benzer bir durum vardır, Musa, firavundan korunmak için Nil Nehri'ndeki yolculuğuna sepet içinde bırakılan bir bebek olarak başlar; İsa Hirodes'ten korunması için Meryem'in kucağında Mısır'a kaçar. Yunan tragedyalarının en ünlüsü Oedipus, Korinth ile Thebai arasındaki bir yolculuğa dayanır, Dante, Cennet ve Cehennem'de, yolculuğunu Vergilius ile birlikte yapar.
1a
Yolculuğun sürekli olarak yeni engellerle ivme kazanması, hikâyenin etki gücünü artırmıştır. Iason'un çarpışan kayaların arasından geçmesi yahut altın post için bin gözlü devi atlatması sadece yolculuğun değil, yoldaki engellerin de maceraya uygunluğunu sağlar ve yol hikayesi yeni bir yol hikayesiyle sürer gider.
1b
Modern dünyada hikâyenin yapısını tanımlamak için bazı düşünürlerin bunu "kahramanın bitmez yolculuğu" olarak adlandırdıklarını görürüz. Yolculuğun insanın hikâye anlatmak için başvurduğu en başat öğe olduğuna dair bir öngörü vardır.
1c
Başka bir ifadeyle, hikâye anlatmanın en iyi biçimi olarak yolculuk merkeze konmuştur. Yolculuk ve zor olaylar masum kişilerin başına gelir; yaşanan acılar isyan duygusunu kışkırtır.
2
Her yolculuğun nedeni kendine özgüdür. Örneğin Iphigeniea Aulis'te yahut Kral Oedipus oyunlarında yolculuk nedenleri başkadır. Fakat "derin neden" aynıdır: Iphigeneia'nın da Oedipus'un da kaderi başkalarının yaptıklarına bağlıdır: Iphigeneia, babası tarafından tanrıların kurban istediği yorumuna bağlı olarak, uzaklardan gemilerle getirilip Troya yollarında kurban edilecek, Oedipus ise Thebai'ye uzun bir yolculuğun sonunda dönecek ve bilmeden babasını öldürecektir.
2a
Klasik tragedyanın temel amacı kadere karşı konulamayacağı ve tanrıların kötülük yapanı rahat bırakmayacağıdüşüncesini pekiştirmektir. Kötülük yapan kişinin üstündeki ah, mutlaka kendi kanından birinden çıkar; dolayısıyla antik çağdaki hikayeler böyle anlatılır. Çeşitli olağanüstü nitelikleri bulunan tanrılar, yarı tanrılar ya da kahramanlar insanlara neden kadere karşı konulamayacağını gösterirler.
2b
Oysa yolculuk temasına dayanan birey merkezli hikayeler kahramanın kendi kaderini kendi elleriyle çizdiği esasına dayanır. Bu kişilerin yaptığı kötü eylemin ahı başkalarından çıkmaz. Kötüyü bilmek ve bunun bilincinde olmak yeterlidir. On sekizinci yüzyıl başlarında Erich Von Kleist "İnsanlar takılıp düşeceği taşı içinde taşır" diyordu. Onun tarafından yazılan ve ilk romanlardan biri olan Michael Kohlhaas adlı novellada, ticaret için giderken iki atını bir çiftlikte bırakan tüccarın uğradığı haksızlık anlatılır; Kohlhaas yolculuktan döndüğü zaman atlarına derebeyi tarafından el konulduğunu görür ve bir hak mücadelesi başlatır. Bu ortaçağ kökenli trajik hikaye, kötülüğün çeşitli toplumsal kisveler içinde belirdiğini göstermekte ve bireyin eylemlerini dramatik kurgunun dayanağı yapmaktadır.
3
Antik Yunan'dan farklı olarak Rönesans'tan itibaren kadere değil, eyleme vurgu yapılmaya başlandı. Tanrısal olandan değil, insani olandan hareketle bir yolculuk önem taşıyordu ve öyküler insanların başından geçen şeyler olarak anlatılıyordu. Bu açıdan Boccacio'yu merkez önemde saydığımı daha önce bazı nedenlerle açıklamıştım. Bunlar Decameron Hikayeleri olarak anılır ve Floransa'daki vebadan uzaklaşıp kırlara giden on kişi tarafından anlatılır. Üstelik bu kişilerin anlattığı hikayelerin hemen hepsinde de kahramanın bir yolculuğu vardır.
3a
İngiliz dünyasına bakarsak Canterbury Hikayeleri hac yolculuğudur; İtalya'da Dante, Vergilius'la birlikte öte dünyalara bir yolculuk yapmaktadır; Fransa'da ise Gargantua bir yolculukla işlenmiştir. O sıralarda yazılan Utopia veya Güneş Ülkesi gibi hikayeler, bir yolculuğu esas alarak anlatılırlar.
4
Kahramanın bu bitmez tükenmez yolculuğunu fark eden kişiler hep bir öykü prototipi aradılar. Bunun insani, kültürel ya da bilinçdışı nedenleri olup olmadığını düşündüler. Böylece dünyada anlatılan tüm öykülerin aslında benzer bir folklorik temaya dayandığı fikrini Vladimir Propp ve Lord Raglan öne sürdü. Gustav Freitag dramatik öğeleri, Carl Gustav Jung, hikâye anlatıcılığının insanın bilinçdışıyla ve tarihsel arketiplerle ilgisini öne çıkardı. Joseph Campbell ise hikâye anlatıcılığında tematik ve mitolojik benzerliğin tarihsel köklerini düşünmekteydi.
5
Don Kişot uzun bir yol romanı olarak 1600 yılında yazıldığında ortaçağdan kalma "şövalyenin yolculuğu" fikrinden esinlenmiş ve şövalye yaşamını karikatürleştirmişti. Fakat Don Kişot ne kahramanlık fikrine yakındı ne de tumturaklı törenlere; onun için hayalin ve mutluluğun önemi daha büyüktü. Okuyucunun ihtiyar bunağa her güldüğü şey aslında kendi karikatürüne gülmekten ibaretti, satirikti ve ihtiyarın ne kadar haklı olduğu bu yoldan anlaşılıyordu. Dolayısıyla bu anlatımda toplumsal roller, unvanlar ve kader değersizdi. Açıkça görüleceği gibi hümanist (insan merkezli) anlatıda kişilerin önceden kaderin çizdiği yolculuk değil de bu yolculukta yaptığı kendine özgü eylemler öne çıkıyordu.
6
Bütün bunların hem Hegelci zamanın ruhu (zeitgeist) ile hem de toplumsal yaşantıların üretim biçimlerinden doğan bir düşünce yapılarını biriktirdiğini (praksis) öne süren Marx düzleminde okunabileceğini düşünüyorum.
7
Modern dünyada yine yol hikayelerinin anlatıldığı ama bu yolculuğun artık fiziksel yer değiştirmeler kadar kahramanın kendi içine yaptığı yolculuklarla ilgili olduğu da aklımızdan geçiyor.
7a
Bu nedenle kahraman ve karakter ayrımı yapıyorum.
7b
Kahramanın kişiliği anonimdir. Kahraman üstün niteliklidir, bazen insanın yapamayacağı şeyler yapar. Kahraman, erken çağlara gidildikçe kaderle; rönesansa gelindikçe eylemle seçilen kişi olur.
Klasik kahramanın iç düşüncelerini göremeyiz: Sözlü anlatımın çocuğudur; destanlar tarafından yaratılmıştır ve insanüstü nitelikler taşır. Derin ruhsal çelişkiler barındırmaz.
7c
Oysa karakter modern romana özgüdür ve ruhsal derinliği görülür. Zaten karakter psikolojide de aynı biçimde tanımlanır: Kişiliğin toplumsal yönüne karakter denir.
Karakterin iç düşüncesini görebildiğimiz için onun bireysel kararlara ve insani çelişkilere dayalı olmasını özellikle bekleriz.
7d
Karakter şehrin çocuğudur, roman tarafından ortaya çıkarılmış bir yeni insandır.
7e
Kahramanın yolculuğu bireysel olarak onun iyiliği üzerine kurulur. O yenilse bile iyidir, bizizdir; kahraman haksızlığa uğrayan ya da hak dağıtandır. Oysa karakter iyi veya kötü olarak tanımlanmaz, onunla empati kurulur. Haksızlık yapabilir veya hak dağıtamayabilir.
Kahraman koşullara hükmederken, karakter koşullarla mücadele eder.
7f
Modern dünyada yazılan kahramanlar da iç dünya yönünden belirsizdir. Ne Supermen'in ve ne de Batman'in iç dünyası görünür. Fakat içinde yaşadığımız çağ artık süper kahramanların da içini görebildiğimiz yeni bir yöne doğru gelişiyor: Joker'in iç dünyasını ve çatışmalarını görüyoruz artık; Süpermen aşk acısı çekmeye hazırlanıyor.
8
Roman, süper kahramanlarla da yazılmıştır: Dr.Jekyll Mr Hyde, Dorian Grey ve Görünmez Adam hem karakterdir hem de süper kahraman. Modern çağda süper kahramanlar artık sözlü edebiyatın malı olmaktan çıkmıştır, deyim yerindeyse görsel edebiyat haline gelen sinemanın baştacıdır.
9
Karakter çelişkilidir, kahramanın ise belli bir özelliği vardır. Bu nedenle karakter hakkında düşünmeden iç dünyayı anlatmanın yolu yoktur.
10
Faulkner'in Döşeğimde Ölürken, çocukları tarafından ölüme taşınan bir kadının iç düşüncelerine ve zavallı yalnızlığına odaklanmıştır; Moby Dick, balina avcılığı için yola çıkan insanları ve kaptan Ahab'ın karakterini konu edinir. İhtiyar Adam ve Deniz, Karayiplerdeki bir balıkçının küçük kayığıyla yaptığı ölümcül yolculuğunun ve tutkunun hikayesidir. Taşralı Bir Büyük Adam Paris'te ise adı üzerinde Paris'e yolculuk yapan bir genç şairin umudu fazlasıyla kırılmış hayatının aynasıdır. Savaş ve Barış, Borodino Savaşları'ndaki aşk yolculuğunu ve Fransızların Moskova'ya gidişini, Suç ve Ceza ise Petersburg'dan Sibirya'ya uzanan bir yer değiştirmeyi ve bunun vicdanın yolculuğuna eşlik edişini konu edinir. Uğultulu Tepeler de, Frankenstein da, Gazap Üzümleri de yalnızca yol hikâyeleri değil buradaki insanları derin derin analiz eden düşüncelerin hikayeleridir. Budalayolculukla açılır; Mrs. Dalloway düşüne düşüne alışveriş eden bir kadının yol uğraklarını ve iç düşüncelerini gösterir, Aleksi Zorba ise bütün hayat dolu enerjisiyle Atina'dan Girit'e giden insandır.
10a
Bu romanlar kişinin kaderiyle ilgili bir tartışma yapmaz. Doğaüstü varlıkları kanıtlamak ya da reddetmek romanın işi değildir. Burada yapılan şey yalnızca eylemleri de anlatmak olmadığından, kişilerin derinlemesine düşüncelerini, çelişkilerini ve insani zaaflarını da anlatının konusu haline getirirler.
11
Şiir de yolculuktan payını almıştır. İlyada, Aeneas veya Odyseus yolculuğu anlatır. Memleketimden İnsan Manzaraları, Anadolu Sürat Katarı'ndaki insanların muazzam hikayesidir.
12
Romanımızda da benzer bir durum var: İnce Memed dağa çıkar, Raif Bey Kürk Mantolu Madonna'yı bırakıp Berlin'den gelir, Hakkari'de Bir Mevsim'de karakter yolculuktadır, Bereketli Topraklar Üstünde Adana'ya çalışmaya gelen işçileri anlatır, Anayurt Oteli'nin konusu zaten yolcunun mekânıdır, Parasız Yatılı'da köyden şehre yolculuk yapmış sığıntı insanlara rastlarız. Yeni Hayat'ta hem fiziki yolculuklar vardır hem de iç dünyaya yürüyüşler; Sevgili Arsız Ölüm'de ise şehre göç eden bir aile anlatının asıl konusudur. Melih Cevdet, Raziye'ye "Sevdalanmaya gidiyormuşum meğer" diyerek başlar.
13
Şüphesiz yolculuk etmeyenler de vardır edebi dağarcığımızda. Fuzuli bunlardan biridir. Yolculuk sevse de şehrinden çıkamayanlar, taşra sıkıntısı içinde boğulanlar görülür.
14
Burada bir tanımlamaya ihtiyacımız var şimdi: Her hikâyenin yolculuk içerdiği söylenemese de pek çok büyük hikâyede yolculuğun anlatıldığına tanık oluyoruz. Acaba bütün hikayeler yolculuk hikayeleri midir? Yolda aydınlanmak insanın eski bir düşüncesi olarak ele alınabilir mi?
14a
Çoğumuz deneylemişizdir: Yolculuk insanın iç düşüncelerini harekete geçirir; yolcu genellikle kendiyle baş başa kalır ve yol yeni uyarıcılara açık olmak gibi yaratıcı unsurlar içerir.
14b
Fakat öte yandan tüm hikayelerimiz yolu anlatmaya dayanıyorsa bunun ne gibi bir çekiciliği olabilir ki? Meseleyi daha ilk adımda anlamış olmaz mıyız? Yeni bir şey arayan zihin hep gelip gelip yol hikayesine dayanıyorsa yapılan işin bir özgün tarafı olduğu söylenebilir mi?
14c
Hikayelerimizde genel olarak yolculuk anlatılıyorsa yeni bir şey söylemenin imkânı kalmamıştır diyebilir miyiz?
15
Az önce zeitgeist (zamanın ruhu) ve praksis (eylem) temelinde bir açıklama yaptığım halde onu tanımsız bıraktığımın farkındayım. Şimdi o konuyu açmanın sırasıdır.
15a
Soruyu tekrar edelim, hep aynı hikayeleri anlatıyorsak özgün değiliz mi demek durumundayız?
Hayır özgünüz. Çünkü zamanın ruhunu oluşturan düşünceler erken çağlarda olanı biteni insana dışsal kaderleaçıklarken, rönesans çağında insan merkezli eylem açıklamanın odağını oluşturmuştu. O yüzden yolculuk yönünden ortaklık taşısa da her anlatı yenidir: Bu nedenle Oedipus da unutulmadı, Decameron da; Don Kişot'u da anlamlandırıyoruz Werther'i de.
15b
Demek ki çağlar değiştikçe insanın yola verdiği anlamlar değişiyor.
15c
İlkçağda insan yola kaderindeki bir emir ve zorunluluk ile çıkarken, Rönesans'tan sonra kendi eyleminden doğan bir sonuçla yüz yüze kaldı. Yeni çağda ise yol hem dışımızdaki zorunlulukların hem de içimizdeki neden sonuç ilişkilerinin ürünü olarak biçimlendi.
15d
Günümüze gelince. İnsan merkezlilik bu çağda o kadar öne çıktı ki, bireycilik ve insandan başkasına hayat hakkı tanımayan faydacılık yüzünden bunun zararlarını gören insanlığın anlatıcılığındaki erkek narsisizmi terk edilmeye başlandı. Vurdu kırdı, hükümranlık ve otorite eskidi, çağımızdaki anlatıya doğa, şehirler ve bireyin bu çerçevedeki praksisi egemen oldu. Yol hikayesi anlatmak bu kez başka içerikler edindi, karmaşıklaştı ve zenginleşti.
16
Bu noktada "Kahramanın yolculuğunu yalnızca fiziksel yolculuk olarak" ele almayı yanlış bulabilir ve "içsel yolculuk yapan birinin hiçbir fiziki yolculuk yapmadığı halde, düşüncesiyle çeşitli aşamalardan geçtiği" düşüncesini öne sürebiliriz. Dolayısıyla bir olay, kahramanın yalnızca fiziki yolculuğuna dayanmayabilir demiş oluruz; bu da anlatıda yeni bir yol sayılabilir. Sözgelimi Ulyses'te Bloom bir gün içinde Dublin'de dolaşırken fiziki yolculuk mu yapmakta yoksa içsel bir yolculuğa da mı çıkmaktadır? Mrs Dalloway acaba düşünce yolculuğunda daha mı öndedir? Evinden hiç çıkmayan Gregor Samsa'yı ne yapacağız? Proust Albertine'i zihninde mi takip etmektedir, yoksa gerçekte mi? Tembelliğin şahı Oblomov ve Körleşme'de kütüphanede yaşayan Profesör Kien ne olacak?
17
Bundan çıkan sonuç, edebiyatın yalnızca yolculukla açıklanmayacağı olabilir mi? İnsanlar yüzyıllar boyunca yalnız yolculuğu değil ölümü, yalnızlığı, kaderi, acıyı ve aşkı da anlatmadı mı? Örneğin Aias, haksızlığa uğramışlığı ve kibri, Kral Lear hürmetsizliği, Othello yalancılığı ve Hamlet pişmanlığı dile getirirken nerede kaldı yolculuk diye sorduk mu? İbsen'in Hedda Gabler'i daha çok bir şehirli sıkıntısı sayamaz mıyız?
17a
Ya da başka bir itiraz cümlesiyle, kahramanın içsel yolculuğu neden fiziksel bir yolculuk gerektirsin demeyelim ki? Yazabilmek için yalnızca bir oda isteyen, yolculukta gözü olmayan Woolf dikkatimizi aslında anlatılan şeye değil de yazarın yaptığı eyleme çekmiyor mu?
18
"Anlatının belli biçimleri olduğu ve hep benzer şeyleri yinelediği" yargısında gerçekten bir tehlike gizli. Genellemeler yetersiz kalıyor ama bir kuramsal ifadeyi genelleme yapmadan söylemek de başka bir yetersizlik oluyor.
18a
İtiraz sorularının hepsine de Hac yolculuğu hikayelerinde hem yolculuk hem kibir, hem yalnızlık hem de aşk bulunabilir diyerek karşı koyabilir miyiz mesela? Don Kişot'un yalnızca yol hikayesi değil, hayali aşkın peşindeki romantik bir delirium hali olduğunu öne süremez miyiz? Yol filmi yalnızca hapisten izinli çıkan ve suça karışanları anlatmaz, çıkmaza girmiş pek çok insanın içsel yolculuğu da bu filmin konusudur desek yanlış mı olur?
18b
Sanatsal ifade tek yönlü olur mu hiç? Yolculuğu anlatırken onun yanındaki pek çok değişkeni de içine alıp dramatik yapıyı buna göre kurmak iyi bir yazarın işi değil midir?
18c
Sanat, benzer temaları anlatışıyla değer yitirmez, tam tersine benzer temalar içindeki özgünlüğü ile eşsiz hale gelir. Dünyada herkesin parmak izi vardır ama hepsi diğerinden farklıdır. Dolayısıyla kahramanın yol hikayesiyle ortaya çıkması onun bir basitliğine değil, insanın eyleminin mutlaka değişim ve hareketle anlaşıldığına işarettir.
19
İster yolu anlatsın ister durağanlığı, bunun kendi içinde bir ilerleme olmaksızın dile getirilemeyeceği konusunda hemfikir olmak gerekir.
20
Kendi yaşamımı düşünüyorum da neyi yazacağımı bilmediğim büyük yolculuklar yaptığımı anlıyorum. Üstelik yaşadıklarımı bir gün yazacağımı hiç düşünmediğimi de görüyorum. Gençliğime damgasını vuran öğrenci hareketleri, bu uğurda içinde tutulduğum hapishaneler, başka şehirlerde öğrenim görmem yahut görev için yollara düşmem gibi şeyler yazarlığımı beslemiş de haberim olmamış. Mübadelenin peşinde Balkanları, Girit'i, Yunanistan'ı, Ege kıyılarımızı dolaştığımı; entelektüel maceranın peşinde İtalya, Fransa yahut İspanya'da düşüncelerimi kovaladığımı bir ben biliyorum. Kapadokya yollarında geçirdiğim zaman, eskittiğim bugün ve bildiğim yollar bana meğer neler katmış. Bunların yazıya dönüştüğü yerde bir yazar olarak bilinçli seçimden çok, zamanın ruhu beni nasıl eğip bükmüşse, ben ona ne kadar karşı koyabilmişsem ve ne kadar kendim olabilmişsem öyle yazmışım. Anlattıklarımın yol hikayesi olup olmadığını değil, aynı zamanda kendi içime doğru giden başka bir yolculuğu da içermesi modern çağlardan öğrendiğim bir şey olmuş.
21
Her yolculuk iyi sonuçlar vermez. Yazar bunu bilir ve tarihteki acıklı yer değiştirmelere aldırmadan, acıların hüküm sürdüğü bir çağdaki bir yaşam kesiti içinden iyi olanı seçip benzersiz sonuçlar çıkarabilir, bir karakter yaratabilir. Tersi de mümkün: Barış çağında acılarla dolu hikâye anlatmak da sanatın işidir. Demek ki sanat toplumsal gerçeklikten görece bağımsızdır ve kendi gerçekliğini kendisi kurabilmektedir.
21a
Bu, sanatın başarısıdır. Fakat o anda anlatılan tarih toplamda yolculuğun yıkımlarıyla dolu olabilir: Anadolu ve Avrupa üstüne yürüyen Moğollar yıkım getirmiştir, iki büyük dünya savaşında da milyonlarca insan yer değiştirmiş, sürülmüş ve öldürülmüştür.
21b
Mahşerin Dört Atlısı böylesi hem bireysel ve kitlesel yer değiştirmeleri anlatır ve hem de bekleyen insanın düşüncelerini ele almak yönünden, sanatın yıkım içindeki diriliğini gösterir.
21c
Yolculuğu yatay bir yer değiştirme sayarsak, kendi içine yolculuğu dikey yer değiştirme olarak da görebiliriz. Demek ki sanat her iki türden yer değiştirmeye uygun bir yaratımdır.
21d
Sanat yok oluş içinde bile filizleneni bulur. Sanat, yolculuğun yalnızca gidiş değil dönüş olduğunu da anlatmak yönünden çok önemli bir fırsattır: Bu gelgit içinde insanın iç dünyasında dolaşırız, yolda değil.
22
Yolu anlatan sanat başkadır, sanatın bir yol oluşu başka.
23
Yaşlanmak da bir yolculuktur. Bu yolculuğumu ilgiyle izlesem de edindiğim her tecrübeyi yeniden yaşama dönüştürecek zamanımın giderek azaldığı düşüncesiyle endişeleniyorum.
24
Her yolculuk çare üretmez, fakat insanın yolculuk yapmaktan başka çaresi de yoktur.
YKY KİTAP-LIK
Ocak Mart 2026 Sayı 241