KAPADOKYA TURİZMİ YENİ BİR DÜZEN İSTİYOR

                                                          Ürgüp, Dere Mahallesi Haziran 2019

Tayland Hükümeti Leonardo Di Caprio’nun bir filminde oynadığı Phi Phi Leh Adası’ndaki Maya Körfezi’ni, turist kalabalıkları yüzünden yabanıl yaşamın zarar gördüğü gerekçesiyle kapattı. 
Büyük turist kalabalıklarıyla para kazanan bir hükümetin neden böyle davrandığını, neden parayı elinin tersiyle iterek doğayı koruduğunu dünyanın her tarafında anlayacak kimseler bulunur; fakat korkarım bizim ülkemizde bu sağduyu yoktur.
Son yolculuklarımda gördüğüm kadarıyla Kapadokya’da, Tayland’dakine benzer bir turist yığılması vardır. Bu yığılma özellikle bir sel halinde girilip çıkılan Göreme Açık Hava Müzesi alanlarında büyük bir sorundur. Kalabalıkların yarattığı gürültü ve çevre kirliliği bir yana, hiçbir kilisede üç dakikadan fazla durulamamakta, konuşulamamakta ve neyin ne olduğu görülememektedir. Tek deyimle Kapadokya’da bir “görme” turizmi vardır,  fakat “anlama”, “bilme” “duygularına nüfuz etme” gibi basamaklar dışarıda kalmıştır.
Doğrusu Göreme Açık Hava Müzesi gibi olağanüstü bir yapı bileşkesine yapılan bu zulüm akıl alacak gibi değildir.
Kanımca özellikle büyük turist akınlarının olduğu bölgelere olan bu kitlesel saldırıyı durdurmak gerekir.
Bunu akıl eden bazı ülkelerde turist akınını disipline etmek için önlemler alındığı, belli başlı yerlere ziyaretin o kadar kolay olmadığı görülmektedir. Pek çok müzede belli bir sayıdan fazla ziyaretçi almamak yaygın bir uygulamadır. Bunun en belirgin örneği, Sistina Şapeli’dir. Buraya girebilmek için çok önceden rezervasyon yaptırmak gereklidir.
Tarihsel yapılarda, özellikle resimle bezenmiş olanlarda, insan nefesinden yükselen kimyasallar yüzünden resimleri kaybetme riski bulunmaktadır.
Böyle bir sıkışıklık içinde gezilen Kapadokya kiliselerinin yakın bir gelecekte çekiciliğini yitirmesi tehlikesi ise ayrı bir konudur.
Bölgenin sıkı bir şekilde korunması yerine olaya ticari açıdan bakmanın sonuçları ağır biçimde yaşanıyor: Turistik eşya tezgahlarının “millet bundan ekmek yiyor” gerekçesiyle açık tutulması, tahribatı ve sıradanlaşmayı artırdı. Devlet eliyle işportacılık yapılan bir tarihi alan yağmacılığı giderek yasal hale gelmeye başladı. Paşabağ, Göreme ve Kızılçukur gibi yerlerde, SİT alanının göbeğinde devlet eliyle oluşturulmuş satış mağazalarının olması gerektiğine kim karar verdi bilinmez ama bu karar yüzünden yakın gelecekte Kapadokya büyük bir çöplüğe dönüşeceğe benziyor. Bu mağaza mantığı 1980’lerde Özal zamanında Göreme Açık Hava Müzesi’nde başladı. Şu anda bu çarpık kafa manastır kompleksi içindeki bir bölümü kahveci yapmaya kadar varmış. Üstte Çarıklı Kilise altta “geleneksel kahvemiz” konsepti akıl alacak gibi değil.
Tarihi alanlar insanlar oraya işyeri açıp para kazansın diye değil, insanlığın ona ulaşıp yararlanması içindir.
Bu nedenle bölgede hiçbir tezgah, hiçbir satış mağazası olmamalıdır. Tam tersine yerleşim merkezleri güçlendirilmeli, bütün mağazalar oraya gitmeli, yani satış turistin ayağına getirilmemelidir. Çığırtkan pazarcılık mantığından hızla ayrılmak gerekir. Çünkü çok yakında bölge ekonomisini bu kişilerin belirleyeceğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır.
Kapadokya Açık Hava Müzeleri’ne randevu sistemiyle giriş yapma çağı gelmiştir artık. Açık hava müzelerindeki turist kalabalığına son verilmeli, bütün tezgahlar yıkılıp kasabalara yönlendirilmeli, köylerin ve kasabaların ekonomisine darbe indiren bu fırsatçı, kapkaççı zihniyete son verilmelidir. 
Dünyanın hiçbir saygın ülkesinde bu vasatlık, satıcı zorbalığı kültürün önüne geçip rol çalamaz, fakat bizim ülkemizde ne yapabildiği ortadadır.