Göreme'ye Yol Yapmak Bilgisizliktir

 

 

Tokalı Kilise I ve II. Yol yapımından ve denetimsiz ziyaretçilerden ötürü ömrü yakında sona erecek. Bu yapı ve bezemesi eşsizdir, dünyanın en önde gelen yapılarındandır.


Gençken Kapadokya’daki tepelere her baktığımda tek başına duran bir oyuk, hatta bir kapı görürdüm. Bana öyle gelirdi ki dağın kapısı vardır.

Zamanla bunun zaten böyle olduğunu fark ettim: Dağın kapısı olmak bir yana, merdivenleri, sütunları, kubbesi, ambarı, ayazması olduğunu da fark ettim. 

Çocuk resimleri gibi:  Eve dışarıdan bakarız ama içindeki lambayı masayı ve hatta merdivenleri görürüz. Kapadokya böyle bir yer işte, dışarıdan bakınca dağların içinde yollar, geçitler ve duvar resimleri olduğunu hayal etmemiz mümkündür.

 

Kapadokya denince bir romancı olduğum halde Taş Kapıdan Taçkapıya Kapadokya adlı kitabımla bu bölgeyi hem neolitik dönem, hem Bizans hem de Selçuklu dönemleri açısından değerlendirdim. Fotoğraflı bir kitaptır ve bölgeyi özellikle Hristiyan resimlerinin anlamları açısından değerlendirmede önem taşır.

 

Tokalı II'de Çarmıh Sahnesi. İsa'nın iki hırsızla birlikte Golgotha'da çarmıha gerilme sahnesi. Üç meryem, yüzbaşı ve askerler orada. İsa Yuvannis'e işte annen diyor, Meryem'i gösteriyor. Resmin sıvası dökülmüş, düşen parçaların altında ikonakırıcı döneme ait çizimler var.


Bu kitapta benim değerlendirmelerim ışığında Tokalı Kilise kompleksi büyük bir Roma Kilisesi, bir Ayasofya kadar önemlidir. Üstelik burası zaman içinde değişik biçimlerde oyulmuş Tokalı II ile son halini almıştır. Tokalı I denilen giriş bölümünde tavan yarım silindir gibidir. Burada resmin sağ üst köşesnden başlayarak sol alt bölümüne kadar çevrimli anlatım bulunur. Yani İncil’deki sıraya göre İsa’nın doğuşundan haça gerilmesine kadar olan olaylar halinde sırayla resimlenmiştir. Bu durum Kapadokya dahil pek çok yer için sıklıkla karşılaşılan bir durum değildir. Özeldir. İkinci bölüm daha sonra oyulmuş, sonra resimlenmiş ama sonra üstü sıvanarak bugün gördüğümüz mavi ağırlıklı başın gövdeye oranla küçük olduğu bir tarz elde edilmiştir. Buradaki resimler Makedon Rönesansı denen bir tarzdadır. Perspektifi bilen ama kullanmayan bir el tarafından çizilmiş gibidir. Perspektif  Ortodoks kilise resminde yasaktır, Katolik sanatında ise Rönesans sonrasında gelişmiştir. Bu durum, resimlerin yapıldığı 1200’lü yıllar düşünüldüğünde anlamlıdır.


Göreme Açık hava Müzesi'nde Karanlık Kilise. Anastasis Sahnesi. Bu resmin Hades'le birlikte kurulmuş olan düzeni Hıristiyan ikonolojisinde ender rastlanır: Çünkü Antik Yunan'dan Hıristiyanlığa geçen bir simge burada vardır.


Göreme Açık Hava Müzesi’nde bulunan bütün kiliseler özel bir önemdedir. Çevrimli Anlatıma sahip olmasa da Karanlık Kilise Kapadokya sanatının özeti gibidir. Buralara giriş konusunda çok özensiz davranıldığı açıktır. Hatta  yakın zamanda yapımı süren ve vadinin karşı yamaçlarını tamamen tahrip edip araba titreşimleriyle yok edecek olan çift şeritli yol yapımı Kapadokya olarak andığımız tarihsel varlığın sonu demektir. Kapadokya’nın balon ve atla özdeşleştirildiği bir yanlış çağ başlamıştır. Özellikle belirtmek ihtiyacı duyuyorum: Kapadokya güzel atlarıyla ünlü bir yer değildir, bu Perslerin zamanında bu bölgede at çiftlikleri kurmasından ötürü verdiği bir isim olmalıdır. Kapadoks zaten varolan bir isimdir ve Persler nasıl işlerine geliyorsa öyle söylemişlerdir. Balonlar bölgeye bir kitch görünümü vermişlerdir, bunların uçması güzel de konacakları zaman bağlara indikleri ve bağcıların bir üzüm çubuğu başına ceza ödediğini kimse biliyor mu? Bağcılık yasak ama balonculuk serbest. Bir acentanın en az iki yüz atv denen dört tekerlekli motosikleti var. Sahada bunlar dolaşıyor. Atla gezintiler serbest. Niye güzel atlar ülkesi burası. Komik. Burası mimari ve eşsiz doğa parçası olmak yönünden benzersiz ve bunu korumak zorundayız. Kapadokya yeniden ulusal park ilan edilmeli, içinden geçen arabalar belli bir tanıtım kartına bağlanmalı, tren tarzı taşıma araçları dışında bölgeye giriş yasaklanmalı, balonlar ve atv araçları Kayseri ve Avanos’un doğusundaki alanlara doğru itilmelidir. Kapadokya’ya giriş hem zor, hem özel olmalıdır. İspanya’da Prado Müzesi’ne, İtalya’da Sistina’ya yahut Frenze’de bazı yapılara girişte belli bir kota uygulandığı ve buraların biraz pahalı yerler olarak tutularak birçok insanın içeri girmekten caydırıldığı unutulmamalı. Kapadokya’da buna nefeslerin duvar resimlerini soldurduğu ve titreşimin kiliseleri yok etmeye başladığı gerçeğinden hareketle ulaşmalıyız. Zaten rüzgar, yağmur ve güneş bir yandan yapacağını yapmaktadır.


Resimde yeni yol çalışmasının on beş metre yakınından geçtiği Saklı Kilise görülmektedir. Bu kilisede Yahya'nın Çölde saklanması gibi ünik sahneler vardır ve dozerlerin altında ezilmektedir.

 

Bu nedenle Göreme Açık Hava Müzesi’nin üstünden, iş makinalarıyla, hangi akla hizmet edilerek çift şeritli yol geçirildiğini, kamyonculardan, inşaatçılardan ve otelcilerin bazılarından başka anlayan biri var mı? Tarihin yok edilmesi, belleğin sonu anlamına gelir. Üstelik bu bellek hoşgörüyle övündüğümüz geçmişimizin üzerine beton dökmek anlamına geliyorsa orada artık dur demek kaçınılmazdır.


NOT: Bu yazıda kullanılan fotoğraflar Gürsel Korat'ın Taş Kapıdan Taçkapıya: Kapadokya adlı yapıtından alınmıştır.